Etkileşimin Medya Nazarındaki Yansımaları

Etkileşimin Medya Nazarındaki Yansımaları

Reklamlar…. hayatımızın her köşesinde…. Elimizde de bir kumanda!  başlıyoruz zaplamaya! ancak yine de tonlarcasına maruz kalıyoruz…....

Reklamlar…. hayatımızın her köşesinde…. Elimizde de bir kumanda!  başlıyoruz zaplamaya! ancak yine de tonlarcasına maruz kalıyoruz…. TV’yi kapatıyoruz ama bu seferde, bu yetmezmiş gibi radyo spotları başlıyor gümbür gümbür…. maillerimize göz gezdirirken gıdadan, televizyona, beyaz eşyadan, hastane tanıtımlarına kadar! reklamlara boğuluyor ve yeter diyoruz. Kimi zaman gazete yapraklarını çevirirken de öggrh! diyoruz. Gene mi Reklam?

Ancak reklamcılar o kadar arsız ki, hayata karışalım diye evden kaçmanıza rağmen,  metro beklerken, otobüs beklerken, trafikte yeşilin yanmasını beklerken,  hava limanlarında uçuş sıramızın gelmesini beklerken!!! her yerde ama her yerde! bizleri bir görsel ile yakalıyorlar, umursamadan, fütursuzca!!!

Etkileşim, TDK güncel sözlüğe göre “Birbirini karşılıklı olarak etkileme işi” olarak anlamlandırılmış. İletişim ise “düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon” olarak sözlükteki yerini bulmuş…. İşte Etkileşim haline geçmenin Medyanın Nazarındaki insan bünyelerine etkisi/yansıması Reklamlarla oluyor, her gün ve de her gün!

Mensubu olduğum Üniversite 9-10 Mart 2013′ tarihlerinin de içerisinde bulunduğu dönemi, Reklamcılık Haftası ilan etti… Beni de aldı bir telaş! Allah’ım dedim, bu arsız mecranın anlatılacağı seminere ben de katılmak zorundayım, sektördeki adamlar nasıl bir kafa yaşıyorlar öğrenmeliyim! Takdir edersiniz ki, onlar şekillendiriyordu hayatımızın her evresini… ve biraz da bu konulara meraklı biri  olarak da anlamalıydım hayat görüşlerini felsefelerini!

Ancak bir sorun vardı, genelde bu tür nimetlerden örgün ahali yararlanırdı. Bir uzaktan öğrencisi olarak nasıl olacaktı ki bu??? Pekala geri çevrilmem kapıların kapanması olası idi bana… ama dedim ki eğer ki gerçekten istediğini gösterirsen neden olmasın? elbet vardır bir yolu… zaten katıldığım etkinlikte sektörün duayeni diyeceğimiz babaların ve de anaların 😀 ortak bir noktasını tespit ettim… bu 2 günlük çok keyifli etkinlikte… Anladım ki! keçi gibi İnatçıydılar… Tabiri caizse kapıdan kovsan bacadan girecek kim var ise ahanda o işte reklamcı idi!!!

Halkla İlişkiler ve Tanıtımın Benim için Önemi

Okuduğum bölüm Halkla İlişkiler ve Tanıtım, ikinci lisans programım… henüz daha liseden yeni mezunken, çok istedim bu bölümü, 1. denemede ailemize güvendik Kıbrıs için… ne yapar ne ederler beni gönderirler dedik… Gerçi belki de imkanları zorlarlar okuturlardı ama 2000’li yıllardaki o meşhur anayasa kitapçığının masada yer değiştirme hadisesinin ardından,  milletçe eşi benzeri görülmemiş bir krizin mümessili olunca, istekli olmak yetmedi. Tercihler yapılmış ve yerleşmiştim ama Hit okumak bir hayal olarak kaldı o an için… Kolay değil bende baba olsam derdim ki oğluma -dün… dolar 0.60 kuruştu bugün 1.60, — dükkanı kapattık, üzgünüm!

Hayat devam ediyordu. Sonraki sene YÖKün “-15” cezasına maruz kalarak ek kontenjandan SDÜ Yönetici Asistanlığı bölümünü ancak kazanabildim.  İletişim okumak hedefinde, doğru bir yaklaşımdı bu seçimim… Ve önlisans öğrenimimi “üstün başarı belgesi” ile taçlandırarak nihayate erdirdim. DGS’ye girdim, okuldan gelen yüksek puanımın da avantajı ile fena sayılmayacak bir puan elde ettim. Evet, gene Halkla İlişkiler yazdım, lisansa tamamlamak için :))

Yine bir Kıbrıs Üniversitesi… Ama bu sefer burslusu! Yeterli puanı aldığımı düşünerek tercihi gönderdim.  Şansa bak ki! 0.5 puan ile açıkta kaldım!  Ne mi oldu? İstemeye istemeye 88 ortalama ile açık öğretimin işletme programına ağlaya ağlaya kayıt yaptırmak zorunda kaldım 🙁 eee askerlik problemimizde vardı, 4 yıllık için çok fazla bir seçeneğim de yoktu…!

Uzatmayacağım, gel zaman git zaman, yıllar geçe dursun,  bir baktım ki İÜ ye uzaktan erişim sağlamışım ve 3. sınıfın son düzlüğüne kadar gelmişim… İletişim okumak için bu kadar çırpınan ben… elbet bir yolunu bulacaktı…. Ve bulmalıydı da!

Vakit kaybetmeden geçtiğimiz sene derslerimize giren ve benim ciddi anlamda anlatılarına iştirak ettiğim Sevgili Hocam Halkla İlişkiler ABD Bölüm Bşk. Prof. Dr. Ayla Okay ile irtibata geçtim. Ayla hocamız, geçtiğimiz sezon derslerinden birinde, uzaktan öğrencisi dahi olsanız, eğer başarınızı kanıtladı iseniz ve gerçekten ilgili olduğunuzu gösterirseniz pekala bu gibi etkinliklerden, imkanlar dahilinde sizlerinde yararlanması mümkün olabilir diye seslenmişti kendi dersinin takipçilerine…

Hal böyle olunca 2.98’lik fena sayılamayacak bir genel ortalama ile gereken minimum şartları karşılıyor gibiydim 🙂 Geriye ne kadar ilgili ve istekli olduğumu belgelemek kalıyordu. Saygı çerçevesinde bunu da uygun bir istekle dile getirince…. Ve ta da… 2 günlük ama çok verimli bir maraton da böylece benim için başlamış oldu….

Etkinlik Başlıyor!

Cumartesi saat 9.00’da İÜ İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Abdullah Özkan’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başlayan etkinlik…. 18.00′ e kadar bizleri bilgi bombardımanına maruz bıraktı… Kimleri görmedik ki! Sektörün Önde gelen reklam ajanslarında çalışan her biri birbirinden kıymetli isimler, hafta sonu olmasına bakmaksızın, bilgi-görüş ve tecrübelerini bizlerle paylaştılar. Konferans salonunu dolduran bizler de, pür dikkat izledik, dinledik güldük, soru sorduk ve eğlendik!

iu-reklamcilik-semineri-ogrenciler

Reklam Atölyesinin ilk konuğu olan Artworks Yönetim Kurulu üyesi İlhan Soylu: “Herkes gibi davranırsanız, Herkes gibi olursunuz” “kitlelerden ayrılmak bir başkaldırıdır, meydan okumadır ve çoğunluğun buna cesareti yoktur” diyerek aslında başarının “Cesaret’te” gizli olduğunu belirterek, gerekli mesajı çok ama çok iyi bir şekilde dinleyicilerine geçirdi. Ardından kürsüye çıkan Publicis Yorumdan Sinan Bilsel, Müşteri İlişkileri departmanına dair sektörel dedikoduları bizlere aktardı 🙂 Reklam verenlerin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerini esprili bir dilde dışa vurarak, her iki tarafın da masadan memnun olarak ayrılması için gerekli olan ipuçlarını bizlerle paylaştı.

GS Saatchi & Saatchi’yi temsilen katılan Zeynep Demirci ise cıvıl cıvıl kişiliğiyle ve eğlenceli anlatımı ile Stratejik Planlama’nın Kreatif ekibe nasıl yol göstermesi gerektiğine dair satır başlarını bizlerle paylaştı. Marka İletişiminin “Markayı” varılacak nihai hedefe koşturmak olduğuna değinen Demirci, hedef kitlenin doğru olarak belirlenmesine ayrıca dikkat çekti.   En uzun konuşanlardan biri olmasına karşın salon hiptonize olmuşcasına bir an olsun kendini alamadı onu dinlemekten… Başarılı reklam kampanyaları oluşturmanın ardındaki sırları dili döndüğünce aktardı ve gelen soruları yanıtladı.

Zeynep Demirci’nin hemen akabinde sözü alan ve kısa bir süre önce Grey Reklam Ajansının Kreatif Direktörlüğüne getirilen Erdinç Mutlu, sıra dışı hayat hikayesi ile genç beyinlere ilham kaynağı oldu. İşin mutfağına değinen Mutlu, ülkemiz vatandaşlarının her birinin aslında birer fikir babası olduğunu, ancak asıl önemli olanın sipariş üzerine fikir geliştirmekte yattığına değindi. Öğrencilik yıllarında sayısal derslerden çok çektiğini, okul yıllarında babasından gizli olarak ekonomi bölümünden medya iletişim bölümüne nasıl gizlice geçtiğini ve beş parasız geçirdiği klimasız 🙂 ajans günleri ardından katıldığı ilk iş görüşmesinde, mülakatı yürüten uzmanın sorularına heyecandan nasıl alakasız yanıtlar verdiğini anlattı.  Hatta İK uzmanının senin ne işin var burada sen ne seversin sorusuna “Ben Kedi Severim” dediğini aktarması ile salonu kahkahalara boğdu. Tam da klimalı ajanstaki işi alamadığını düşünürken reklam ajansının ondan etkilenmesi, “Ya Olduğun gibi görün, Ya da Göründüğün gibi ol” sözünü doğrular nitelikteydi adeta, asıl önemli olan kendin olmaktı, dürüst olmaktı, sadece reklam sektörü için değil tüm iş hayatı için…

#İÜRA2013 hashtag’iyle adını duyuran Reklam Atölyesi’nde, Açık Hava Reklamcılığında sektörün başarılı ismi Enis Özkan açık hava reklam mecrasını anlatırken Wanda Digital’den Burcu Atasoy dijital reklam ajansının çalışma biçimine değindi. Bir Çikolata firmasına hazırlamış oldukları facebook uygulamasından bahsederek katılımcıları adeta büyüledi. Uygulamayı beğenenler/like edenler, AVM’lerden birine yerleştirilen çikolata otomatlarıyla AVM müşterilerine çikolata hediye edebiliyordu. Marka bilinirliğini artıran, kalite algısını güçlendiren, dayanışma duygusunu törpüleyen bu uygulama digital reklamcılığın nerelere uzanabileceği hususunda oldukça vizyoner bir örnekti.

Mindshare’den Ogan Çaylayık medya planlamasının nasıl yapılması gerektiğini açıklarken, EDCOMMERCIALS’tan Derya Tuzluca ise medyada yer alacak prodüksiyonun çekim aşamalarına dair üstlenilmesi gereken görevleri sıraladı.

Ben de, kelimenin tam manası ile suyu emen sünger misali anlatılan tecrübeleri ve sektörel paylaşımları içselleştirerek, programın ilk gününü tamamlamış olmanın verdiği büyük bir mutlulukla evimin yolunu tuttum 🙂

Grup Sözcüsü olarak Kürsü’de konuşuyorum!

29 Nisan - 5 Mayıs TV izlememe etkinliği

Screen Free Week – Reklam Kampanyası

Bana göre asıl heyecan ise etkinliğin ikinci günü yaşandı. Bilgi Üniversitesi-Ad School’dan Nokta Çelik’in moderatorlüğünde atölye’ye iştirak etmiş öğrenciler olarak 10 ar kişilik organik gruplara ayrıldık ve Screen Free Week(29 Nisan-5 Mayıs 2013 tarihleri arasında düzenlenecek 1 hafta televizyon izlememeye davet) kampanyası hakkında almış olduğumuz brief doğrultusunda bir reklam kampanyası hazırladık. Öncelikle oluşturduğumuz gruba “Grup Yorumsuz” diyelim dedik. Sonra kolları sıvadık ve “TV’yi Bırak Hayata Karış, Gazete ve Dergi Oku vb.” olarak özetleyebileceğimiz slogan üzerinden yola çıkarak  bir beyin fırtası estirdik ve “yer değiştirme” imgelemesi ile ortaya bir kampanya çıkardık. Hayata geçirdiğimiz kampanya afişinde Başı TV olan, fakat kumanda ile açtığınızda TV Showları yerine kitap beliren bir görsel hazırladık. Evrensellik ilkesini benimseyerek “TV is OFF, Brain is ON” diyerek de son kullanıcıyı çarpıcı bir mesajla yakalamaya çalıştık!

Atölye çalışmasının, benim için gerçekten çok keyifli ve enteresan bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Gözlemlediğim kadarıyla genel beklenti moderatorler tarafından rastgele arkadaşların seçilmesi ve bir araya getirilerek grupların oluşturulması şeklinde idi. Ancak onun yerine organik bir biçimde bizzat öğrencilerin kendi aralarında kaynaşarak grup oluşturması tebliğ edildi. Sıkıntılı gibi gözüken bu yöntem, aslında, iletişim dalında ilerlemek isteyen bireylerin kişiler arası etkileşime geçme konusunda kazanmaları gereken beceriyi içselleştirme açısından çok önemliydi. Kısıtlı bir zaman diliminde tanımadığınız kişilerle etkileşime geçmek o kadar kolay bir iş değildi.

Hal böyleyken – Taze kana ihtiyaç var mı? giriş cümlem ile dahil olduğum grubum beni de bağırlarına bastı 🙂 Hatta dediler ki, her birimiz bir fikri geliştirdik üzerinde durduk ama ilk karakalem eskizlerinle ona hayat veren sen oldun. Sunuş konuşmasını da sen yapmalısın!

Grup sözcüsü olarak kendimi kaza ile bulduğum İÜ kürsüsünde o an yaşadığım heyecanı ve duyguyu ifade edecek bir kelime dahi bulamıyorum! Hani anlatılmaz yaşanır derler ya! öyle bir deneyimdi benim için… Hazır yeri gelmişken, kürsüye çıkarken beni yalnız bırakmayan Emel Elik’e ise buradan ayrıca teşekkür ederim, heyecanımı dizginleme konusundaki telkinleri olmasaydı ne yapardım bilmiyorum…!

Grup Yorumsuz İÜ İletişim Gazetesinde!

grup-yorumsuz-1

Grup Yorumsuz

Benim için en büyük sürpriz ise atölye ve etkinlik hakkında web’de neler yazılmış çizilmişi incelemek istediğimde vuku buldu. O da ne! İÜ İletişim Gazetesi, görsel olarak grup Yorumsuz’un resmini kullanmıştı. Dahası Emel ve Benim kürsü resmimize de yer vermişti. Sektörün önemli oyuncularına dair kısa özetler ile konuşmacıların resimlerine yer verilen ilgili sayfada çekilmiş bu kareleri görmek, ciddi anlamda beni şaşırtmıştı 🙂 ***(1) Özellikle kendimi reklam endüstrisinin duayenleri ile aynı kürsüyü paylaşırken gördüğümde ufaktan bir gururlanma da yaşamadım değil hani :)))

Evet, İleride reklamcı olur muyum bilinmez ama İletişim alanında kariyer hedefine devam etmek isteyen ve zaten bu doğrultuda ilerleyen ben, kurumsal iletişimin bir parçası olan reklamcılık kanalını da özümseyerek, bu çok keyifli 2 günü arkamda bıraktım. Kendi adıma sistemin işleyiş mantığına dair çok önemli kazanımlar elde ettiğimi ve rahatlıkla, yeri geldiğinde, bunları iş hayatında kullanacağımı  söyleyebilirim.

Medya Etkileşimi sizi hiç ama hiç yalnız bırakmasın, bol reklamlı günler efendim…

P.s: Öncelikle, etkinliğe katılmak için ihtiyacım olan desteklerini benden esirgemediği için değerli hocam Prof. Dr. Ayla Okay ‘a, ve böylesi önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptığı için Atölye Simetri ekibine buradan sonsuz saygı ve teşekkürlerini iletmek istiyorum.

Ayrıca, “Grup Yorumsuz’un” her bir üyesine, de çok şey borçlu olduğumu düşünerek, iyi ki varsınız arkadaşlar demek istiyorum 🙂

***(1) – http://İHaber – İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Merkezi

YORUMLAR

WORDPRESS: 0